Stockholm Sendromu Nedir, Belirtileri Nelerdir, Nasıl Anlaşılır?
Kategori: Sağlık Rehberi > Psikiyatri
Stockholm sendromunun tanımı; kişinin, kendisini rehin alan kişiye karşı beslediği duygusal bağlılıktır. Hastalığın temeli kanıksamaya dayanır denilebilir. Kişi, kendisine zarar veren durumları öylesine kanıksar ki bir noktadan sonra o kişinin kendisine karşı olan zarar verici davranışlarına hak vermeye başlar. Kendini karşısındaki ile özdeşleştirir ve yeri geldiğinde o kişiye yardım etmekten de çekinmez. Bu durumu bir nevi hayatta kalma stratejisi olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır.
Şiddet gören kurban, gördüğü şiddetin bir sonucu olarak hayata tutunabilmek için körü körüne karşısındakine bağlanır. Kendisine karşı olumsuz olmayan davranışları dahi iyilik olarak görme eğilimi gösterir. En basit örnekle saldırganın hala onun yaşamasına izin vermesi dahi sendroma yakalanmış kişi tarafından büyük bir iyilik olarak görülür ve saldırgana karşı minnet duymaya başlar. Bu sebeple yeri geldiğinde ona yardım etmekten de çekinmeyecektir. Nitekim şiddet uygulayan da esasen kurbanını tamamen kontrol altında tutabilmeyi hedeflediğinden hedefine ulaşmış sayılacaktır.
Stockholm sendromunda kurban, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için karşı tarafın bir nevi suyuna gider ve onu hala hayatta tutup gerekliliklerini karşıladığı için de minnet duyar. Psikolojik olarak yaşanan kötü olayları unutmaya ya da yerlerine güzel anılar veya duygular yerleştirmeye meyilli olan insan beyni, bu sendromda da şiddetin kötü etkilerinden kendini koruyabilmek için saldırgan kişiye karşı bağlılık beslemeye ve bu duygulara tutunmaya çalışır. Kısacası bu sendrom, beynin savunma mekanizmasının bir ürünü olarak değerlendirilebilir.
Stockholm Sendromunun Tarihçesi
Stockholm sendromunun geçmişi, 1973’te İsviçre’ nin Stockholm kentinde, kendisini 6 gün süreyle rehin alan bir saldırgana karşı rehin alınanın duyduğu yakın duygusal bağlılığa dayanmaktadır. 6 günün sonunda uzun uğraşlarla kurtarılan kurban, kendisini rehin alan kişiyi mahkemede savunmuş ve daha sonra nişanlı olduğu kişiyi terk ederek saldırganın hapisten çıkmasını beklemiş, en sonunda da onunla evlenmiştir.
Stockholm sendromu, adını olayın yaşandığı şehirden almaktadır.
Stockholm Sendromunun Ortaya Çıkışı
Stockholm sendromunun başlangıcı kurbanın, ona zarar verenin yaptığı ufak iyilikleri gözünde büyütmesi olarak kabul edilir. Saldırgan kişi, kurbanı öylesine yıpratmıştır ki kurban bir süre sonra kendisine karşı yapılan en basit iyilikleri dahi lütuf olarak görmeye başlar. Bu sayede zamanla kendisini saldırganın yerine koyar ve onu haklı bulur. Temelde saldırganın manipülatif tavrına ve kurbanın hayatta kalma içgüdüsüne dayanan sendromda, kurbanın tek dayanağı kendisine şiddet gösteren kişiye karşı duyduğu bağlılıktır. Bu nedenle de bu ilişkiyi bırakmak istemez ve saldırgandan ayrılma çabası içerisine girmez. Hatta yaşanan olaylarda polisler aracılığı ile kurtarılan kurbanın polisleri suçladığına da rastlanmıştır.
Stockholm Sendromunun Nedenleri
Şiddetin bulunduğu ortam ve saldırganın tavrıyla paralellik gösteren bazı durumlar Stockholm sendromuna zemin hazırlayan faktörler arasında değerlendirilebilir. Bu durumlar şu şekilde sıralanabilir:
- Kurbanın hayati tehlikede olması
- Bu durumdan kurtulamayacağına dair zamanla gelişen çaresizlik hissine kapılması
- Dış dünyadan kopması
- Çevreden kendini tamamen soyutlamış olması
- Şiddetin uzun bir süredir devam etmesi (kanıksamaya yetecek bir süre)
- Saldırganın ara sıra da olsa sergilediği dost canlısı sayılabilecek tutumlar (bazı bireyler için kurbanın ihtiyaçlarını karşılaması dahi bu kategoride değerlendirilir.)
Stockholm Sendromundaki Risk Grupları
Bazı bireylerde geçmişte yaşadıkları olayların bir sonucu olarak Stockholm sendromuna yakalanma eğilimi görülmektedir. Bu kişiler şu şekilde sıralanabilir:
- Rehin alınan ya da kaçırılan kişiler
- Tecavüze uğramış bireyler
- Cinsel istismara maruz kalan çocuklar
- Savaşta esir düşenler
- Mülteci kamplarında kalmak zorunda kalanlar
- Hayat kadınları
- Aile içinde şiddete maruz kalanlar
- Aşırı derecede dini ya da siyasi baskı altında olanlar
- Uzun bir müddet hapis yatmış bireyler
Daha önce bu tip durumlara maruz kalmış olanların istatiksel olarak Stockholm sendromuna yakalanma riski daha fazladır.
Stockholm Sendromunun Belirtileri
Stockholm sendromunda en sık rastlanan bulgular şunlardır:
- Kişide şiddeti ve şiddet tehdidini inkar etme durumu görülür.
- Saldırgana karşı öfke duyulmaz.
- Olaylara saldırganın bakış açısıyla bakar ve ona hak verir.
- Saldırganı iyi biri olarak değerlendirir ya da onu da kurban olarak görür.
- Kendisine yapılan en ufak iyiliğe minnet besler.
- Hala hayatta olduğu için saldırgana müteşekkir bir tavır takınır.
- Farkında olmayarak da olsa daha fazla şiddete maruz kalmamak için saldırganın isteklerini yerine getirmeye çalışır.
- Gördüğü fiziksel ve psikolojik şiddetlerin sorumlusunu kendisi olarak belirler. Sürekli olarak kendini suçlar ve kendinde kusur arar.
Stockholm Sendromunun Tedavisi
Stockholm sendromunda uygulanan tedaviler psikoterapi ve travma terapisi olarak iki ana başlık halinde incelenebilir. Psikoterapiler, bağlılık duyan mağdura gerçekleri yansıtmayı hedefleyen tedavilerdir. Çünkü kurban içinde bulunduğu tehlikeyi göz ardı etmektedir ve aslında farkında olmasa da bunu bir hayata tutunma yolu olarak görmektedir. Bu sayede o anın tüm kötülüklerinden kaçar ve pozitif olduğuna inandığı aşk ya da sevgi gibi duygusal bağlılıklara sığınır.
Kişinin o ortamdan ve saldırgandan uzak kalması ile beraber başlayan psikoterapilerde tehlikenin kalıcı şekilde hastanın hayatından çıktığı ona en doğru biçimde izah edilir. Böylelikle kaçıp sığınmasını gerektiren pozitif duygu çatısının varlığına artık ihtiyaç duymaması gerektiği psikiyatristi tarafından anlatılmaya çalışılır. Doktor, gerekli görmesi halinde ilaç tedavisi yolunu da psikoterapi ile beraber seçebilir.
Travma terapileri ise kişinin saldırgan ile geçirdiği sürede yaşamış olabileceği fiziksel ve psikolojik şiddetin, taciz veya tecavüzün kurbanda yaratmış olduğu travmaları hafifletebilmeyi ve kişinin gündelik hayata yeniden adapte olabilmesini kolaylaştırmayı amaçlar. Bu terapiler devam ederken de yine psikiyatrist uygun gördüğü takdirde çeşitli ilaçlardan yardım alabilecektir.
Belirtilmelidir ki tüm bu terapiler düzenli devam şartına bağlıdır. Yani mağdur kişi mutlaka terapilere belirlenen süre boyunca düzenli şekilde devam etmelidir. Aksi halde yaşadıkları, hayatında kalıcı izler bırakabilir ve kişinin depresyona sürüklenmesine hatta istenmeyen şekilde sürecin sonuçlanmasına neden olabilir.
Türkiye’de Stockholm Sendromu
Türkiye’de Stockholm sendromu, aile içi şiddet özelinde değerlendirilmesi mümkün olan bir konu olarak karşımıza çıkar. Genellikle psikolojik ya da fiziksel şiddet gören kadının, kocasının yanında olmaya maddi ve manevi anlamda devam etmesi ile görülür. İstatiksel olarak ekonomik açıdan karşılarındaki erkeğe bağımlı oldukları tespit edilen bu çoğunluktaki kadınlar, adamın evine bakmaya devam ediyor oluşu ya da her gün şiddet uygulamıyor oluşu sebebiyle kendisine büyük bir iyilik yapıldığını düşünmekte ve kocalarına karşı minnet duygusu beslenmektedir.
Onlara gerçekleri göstermek adına ılımlı bir tavırla yaklaşan ve kocasından uzaklaşması gerektiğini söyleyen kişilere karşı büyük bir öfke göstererek eşlerini savunmaya geçerler. Hatanın kendilerinde olduğunu, eksik ya da yetersiz olduklarını dolayısıyla bu muameleyi hak ettiklerini söylerler. Fakat bu durumun gördükleri psikolojik şiddetin bir sonucu olduğu ayrımını yapamazlar.
Belirtildiği üzere kişinin bulunduğu ortamı ve gördüğü şiddeti kanıksaması olarak değerlendirilen Stockholm sendromu, kişinin aile geçmişiyle de büyük bir paralellik gösterir. Özellikle Türkiye özelinde değerlendirildiğinde hali hazırda ailesinin içerisinde şiddet olan, annesinin yıllarca bu şiddete maruz kaldığını gören kadınların, evlendiklerinde kendi eşlerinden gördükleri şiddeti kanıksamalarının daha olası ve kolay olduğunu da söylemek mümkündür.
