Ördek Sendromu Nedir, Belirtileri Nelerdir, Nasıl Anlaşılır?
Kategori: Sağlık Rehberi > Psikiyatri
Stanford ördek sendromu kendi hayatına dair olumsuz detayları kronik bir biçimde saklamak için büyük bir gereksinim duyan kişilerde gözlenen psikolojik bir rahatsızlıktır. Günümüzde pek çok kişi bu sendromun karakteristik belirtilerini göstermeye meyilli olduğu için cidden bu sendromu taşıyan kişilerle taşımayanlar arasındaki farkı ayırt etmek çoğu zaman zor olabilir. Aşağıdaki belirtileri kendi hayatında gözlemleyen kişiler ördek sendromuna yakalanmış olabilirler:
- Epey yoğun çaba harcayarak hazırlandığınız sınava yada projeye sanki hiç hazırlanmamış gibi davranmak
- Kilo vermek için çeşitli adımlar atmış olmanıza rağmen sanki öylesine zayıflamışsınız gibi davranmak
- Özel tarifler kullanmanıza rağmen yemek yapma sürecine özen göstermediğinizi iddia etmek
- Hayatınızın en güzel anlarını sosyal medyada paylaşırken diğer anları arka planda tutmak
Ördek sendromu epey sinsi bir durum olarak adlandırılabilir. Üstteki davranışları yada bunlara benzeyen başka davranışları hemen hemen herkes ara sıra gösterir. Gerçekten sendroma yakalanmış kişiler ise bu davranışların aksini yaparken zorlanan kişiler olarak düşünülebilir.
Ördek Sendromu Nereden Gelmektedir?
Ördek sendromunun kökeni pek çok yerde denk gelinebilecek olan ördeklerin davranışlarına dayanmaktadır. Su üzerinde yüzmekte olan ördeklere dışarıdan bakan biri suyun üstünde öylece süzülen hayvanlar görecektir. Ördekler yüzerken sanki hiç çaba harcamıyorlarmış gibi görünür. İşin aslı ise bundan çok farklıdır. Ördekler ayaklarını hızlıca hareket ettirirler ve yüzmek için yoğun bir çaba harcarlar. Ancak üst bedenleri bu çabayı hiçbir şekilde ele vermez. Ördek sendromunun ismi de buradan gelir. Bu sendroma yakalanmış kişiler buz dağının görünmeyen kısmında çok yoğun emek harcamalarına yada epey tatsız olaylar yaşamalarına rağmen dış dünyaya her şeyin yolunda veya basit olduğuna dair mesajlar verirler. Daha doğrusu bu mesajın aksini vermekte epey zorlanırlar. İlişkisinde sorunlar olan biri ilk etapta bunu çevresindekilerden saklayabilir. Ancak ilişkinin iyi gittiğini dış dünyaya lanse etmek için yoğun bir çaba harcıyorsa burada ördek sendromundan bahsetmek mümkündür.
Ördek Sendromu İle Nasıl Baş Edilir?
Ördek sendromuyla baş etmek için şu durum her daim akılda tutulabilir: Hiç kimsenin yaşamı dışarı aksettirdiği gibi değildir. Pek çok kişi hayatındaki detayların sadece iyi olanlarını dış dünyaya yansıtır. Sevgili ile yapılan kavgalar değil de sevgilinin aldığı hediye ön plana çıkartılır. Şiddet olaylarından ziyade sevgiliyle gidilen tatillerden bahsedilir. İş ile alakalı güzel gelişmeler kabartılırken kötü olaylar sadece kapalı kapılar ardında konuşulur. Elde edilen bir başarı hakkında konuşurken o başarıya giden yoldaki pek çok gelişme göz ardı edilir. Öyle yada böyle hemen herkes hayatının sadece güzel detaylarını çevresiyle paylaşmaya meyillidir. Dışarıdan bakıldığı vakit bu yaşamların kusursuz görünmesi o yaşamları kusursuz yapmaz.
Kimler Ördek Sendromuna Yakalanmaya Meyillidir?
Ördek sendromunun etkilediği kişiler arasında şunlar başı çekmektedir:
- Z kuşağı
- Sosyal medyada içerik üretenler
- Büyük hayalleri olanlar
- Psikolojik rahatsızlıkları olanlar
- Stres altında yaşayanlar
- Mükemmeliyetçi kişiler
Z Kuşağı İle Ördek Sendromu Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır?
Z kuşağı ve ördek sendromu arasındaki ilişkiyi kuran ana unsur sosyal medyadır. Türkiye toplumunda her zaman kendine yer bulan mahalle baskısının başka bir versiyonu sosyal medyada görülebilir. Z kuşağı olarak addedilen nesil tahminen 1998’den sonra doğmuş kişilerdir ve bu nesil tabiri caizse teknolojinin içine doğmuştur. Çok ufak yaşta akıllı telefon, tablet, bilgisayar, internet ve sosyal medya ile tanışmış olan bu nesil hayatı internet üzerinden öğrenmiş bir nesil olarak kabul edilir. İnternet üzerinden insanlara pompalanan güzellik ve başarı algısı Z kuşağının kendiyle barışık olmasına mani olabilir. Bu algılar elbette herkesi belli ölçüde etkiler lakin böylesi algılarla çok ufak yaşta haşır neşir olan Z kuşağının durumu elbette farklıdır. Bu jenerasyonda bulunan kişilere gerekli farkındalığı kazandırmak gerekir
Sosyal Medya Fenomenleri Ve Ördek Sendromu Arasındaki İlişki Nasıldır?
Sosyal medya içerik üreticileri ve ördek sendromu neredeyse kol kola yürüyen iki kavram olarak kabul edilebilir. Çeşitli sosyal mecralarda içerikler üreten kişiler takipçileri ile organik bir ilişki kurma gereksinimi duyarlar. Günden güne büyüyen sosyal medya hesaplarının sahipleri aslında internet üzerinde bir persona oluştururlar. Kişiler her ne kadar içten davranırlarsa davransınlar sosyal medyalarında tam manasıyla şeffaf olamazlar. Kendi hayatlarıyla alakalı olumsuz gelişmeler gerçekleşebilir. Kişiler böylesi gelişmeleri paylaştıkları zaman gerekli geri bildirimi alamayabilirler. Bu durum da içerik üreticilerini sadece belli özelliklere sahip paylaşımları yapmaya iter. Bir müddet sonra paylaşımlarda lanse edilen durumlarda gerçekten deneyimlenen durumlar arasındaki mesafe açılabilir. Tam da bu noktada ördek sendromu ile alakalı belirtiler görülebilir. Dış dünyaya her şeyin yolunda olduğunu göstermek zorunda hisseden kişiler zamanla bunu alışkanlık edinebilirler.
Ördek Sendromunu Neler Tetikler?
Ördek sendromunu tetikleyen olgular arasında hırs, mükemmeliyetçilik ve stres yer almaktadır. Belli bir hedefe erişmek için büyük arzular duyan kişiler bu hedefe erişmek için katettikleri yoldaki pürüzleri dış dünyaya göstermeyi bazen gururlarına yediremezler. Ego temelli olan bu davranış kişilerin psikolojilerini olumsuz yönde etkilemektedir. Çevresindeki kişilerin kafasındaki imajını sarsmamak adına gerçeğin hasıraltı edilmesi bunu yapan kişileri zamanla yıpratır. Hayatındaki her şeyin yada yaptığı bütün işlerin mükemmel olması için çaba harcayan kişiler aslında kendilerini sonsuz bir döngünün içine hapsetmiş olurlar zira mükemmel diye bir şey hiçbir zaman yoktur. Gerçekçi olmayan hedeflere kilitlenmiş kişiler hayatlarının ne denli harika olduğunu deklare etmek gibi bir gereksinim duyarlar. Bazı durumlarda stres de kişilerin ördek sendromuna yakalanmasını sağlar. Yeni bir hayat kurmak, ölümle mücadele etmek, maddi sorunlar yaşamak, şiddete maruz kalmak yada travmalar atlatmak kişilerde çoğu zaman strese yol açar. Bu stresle mücadele ederken gurur yapan kişiler bazen dış dünyaya gerçeği yansıtmayan bir resim çizebilirler.
Post-Truth Nedir?
Post truth kavramı henüz resmi olarak Türkçeleştirilmese bile “hakikatin önemsizleştirilmesi” manasını taşıyan bir kelime grubudur. 20. yüzyılın ikinci yarısından beri hayatlarda olan bu kavram son on yıldır giderek daha sık duyulur hale gelmiştir. Hakikatten ziyade duygulara dayalı davranışlar benimsemek şeklinde özetlenebilir. Günümüzde göz önünde bulunan pek çok kişi hayatlarını ve söylemlerini bilerek yada bilmeyerek bu kavram üzerine inşa ederler. Bu kavrama göre hakikatin ne olduğu önemsizdir. Önemli olan kişilerin keyfi tutumlarıdır. Amerika Başkanı Trump’ın Korona virüsünü Çin virüsü olarak addetmesi bu kavrama örnek olarak verilebilir. Korona virüsü dünyaya elbette Çin’den yayılmıştır ancak bu durum bu virüsü “Çin virüsü” yapmaz. Trump bu durumu biliyor olmasına rağmen Asyalıları karşı olan ırkçılığı kendi ülkesinde körüklemek adına böyle bir tavır takınmıştır. Ördek sendromu ve hakikatin önemsizleştirilmesi arasında bazı durumlarda bir bağ kurulabilir. Hakikatle örtüşmeyen detayları cımbızla seçip bunları dış dünyayla paylaşmak da bir nevi hakikati önemsizleştirir. Medya organları aracılığıyla günden güne daha da cahil hale getirilen kişilerin mantıklı bir biçimde düşünme yetenekleri zamanla körelir. Böylesi kişilerden oluşan bir toplum yaratıldığında kişiler hayatlarındaki gerçek durumlar yerine olmasını istedikleri şeyleri dışarı yansıtırlar. Dış dünyadan görülen ise çoğu zaman hakikat değil temennilerdir.
