Alkol Bağımlılığı Sendromu nedir, belirtileri nelerdir?
Kategori: Sağlık Rehberi > Psikiyatri
Alkol; neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Sakinleştirici (“sedatif”), aşırı mutluluk verici (“öforik”), uyuşturucu (“narkotik”) ve tedavi edici (“terapötik”) yönleriyle, yüzyıllardır insanların yaygın olarak kullandığı maddelerden biridir. Tarih boyunca alkol, keyif verici etkisi dolayısıyla insanların duygu durumunu değiştirerek rekreasyonel amaçlarla, ilkel çağlarda dini amaçlarla ve Orta Çağ’da “hayat iksiri” olarak görülüp terapötik amaçlarla tüketilmiştir. Zaman içerisinde alkol, toplumların kural ve kabullerine bağlı olarak teşvik edilmiş, kısıtlanmış veya yasaklanmıştır (örneğin İslam dininde haram kılınmış olması gibi). Kültürün evrimi, alkol kullanımına yönelik bakış açıları ve uygulamalarını da zamanla değiştirmiştir.
İçme Davranışı Olarak Alkol Bağımlılığı Sendromu (ABS) Nedir?
Alkol Bağımlılığı Sendromu (ABS), bağımlı bireyde beliren ruhsal, bedensel ve bilişsel değişimler ile tanımlanmaktadır. Sendromun en bariz ve merkezi kriteri (“ana tanımlayıcı kriteri”), alkole karşı duyulan arzudur.
Normal şartlar altında beynin ödüllendirme mekanizması doğal yolla uyarıldığı zaman, tekrara gerek duyulmayan, doğal bir hoşnutluk hali oluşur. Ancak diğer bağımlılık yapıcı maddelerde de olduğu gibi alkol kullanımında beyin doğal olmayan bir şekilde uyarılır ve bağımlı bireye sahte bir hoşnutluk hali verir. Bu tür hoşnutluğun süresi sınırlı ve geçicidir. Bu yüzden, bu türden olan uyarımlarda, uyarıcının tekrardan kullanımı arzulanır. Alkole karşı duyulan bu istek, sık sık tekrarlayan aralıklarla oluşabileceği gibi, kişinin denetleyemediği ve karşı konulmaz dürtülere varan bir güç ve şiddette de gelişebilir.
Aynı zamanda Alkol Bağımlılığı Sendromu’nun yalnızca alkol ve ilişkili parametrelerle sınırlı olmadığı; biyolojik, psikolojik, sosyolojik ve genetik temelleri olan multidisipliner/çok branşlı bir etken topluluğuyla birlikte oluştuğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla alkol bağımlılığı sadece aşırı alkol tüketimine indirgenmemeli, çok daha karmaşık ve bütüncül bir şekilde ele alınmalıdır.
İçme Davranışı Gözlemlenebilirdir!
Eğer alkol bağımlılığı olan kişilere; içme davranışı, sahip oldukları bağımlılığın tanısı ve tedavisiyle ilgili klinik sorular yöneltecek olursanız, genellikle farklı hasta öyküleri (anamnezi) duyarsınız; ancak bunları bütüncül olarak incelediğinizde, her birinde tekrarlayan örüntüler ve çok benzer belirtiler olduğunu görürsünüz. İşte bu örüntüler, psikiyatrinin ana uğraş alanlarından birisidir: Psikiyatri, ruhsal ve davranışsal bozukluk olarak nitelendirdiği her olguyu, fenomenolojik yaklaşım (veya Görüngü Bilimi) olarak da adlandırılan psikiyatrik bir taksonomiyle tanımlar. Fenomenolojik yaklaşım, bozukluğu tanımlarken, öncelikli olarak kişide beliren değişiklikleri, görüngüleri, incelemektedir.
Psikiyatrik bozuklukları tanımlamada kuramsal bir açıklama getirmeden, yalnızca belirtilerden yola çıkan Dünya Sağlık Örgütü’nün 1992’de yaptığı uluslararası ruhsal ve davranışsal bozukluklar sınıflandırması ve Amerikan Psikiyatri Birliği’nin 2013’te yayınladığı ruh sağlığı ve hastalıkları tanı ve istatistik kitabındaki DSM-V tanı ölçütleri yaygın olarak kullanılmaktadır.
Hastaya Alkol Bağımlılığı Sendromu tanısı koyulurken, ICD-10 ve DSM-V sınıflama sistemlerinin esasında yer alan 7 görüngüden (yani klinik belirtilerin görünümünden) yararlanılır. Bu belirtilerin tamamı veya sırasıyla belirmesi aranmazken; en az üçünün bile kişideki varlığı, bir kişiyi “bağımlı” olarak niteleyebilmek için yeterli kabul edilmektedir.
Alkol Bağımlılığı Sendromu’nun 7 Klinik Belirtisi Nedir?
Aşağıda açıklanacak ve kişinin içme davranışı sürecini tanımlamakta kullanılan bu 7 unsur bir araya gelerek, sendromun klinik şiddetini ve seyrini oluşturmaktadır. Yani herkes bu 7 unsuru aynı şekilde veya aynı şiddette deneyimlemeyebilir. Aynı şekilde bu 7 madde, alkol-dışı maddelerin kötüye kullanımlarını tanımlamakta da kullanılabilirler; dolayısıyla “içme” yerine “soluma” gibi benzeri davranışları da koyabilir ve diğer bağımlılıklarınızı gözden geçirebilirsiniz.
1. Kişinin İçme Repertuarının Daralması
Sosyal içici konumundaki kişinin plânlanmamış ve uzun aralıklara denk düşen alkol tüketme düzeni değişir. Süreç içerisinde, bağımlılığın oluşmasıyla, kişinin içme sıklığındaki ve tükettiği içki miktarındaki yönelimi akşamdan akşama, günden güne veya haftadan haftaya değişen stereotipik tekrarlar şeklinde rutinleşir. Bu durum, kişinin günlük olarak yerine getirdiği sorumluluklarının; mesleki, toplumsal ve boş zamanlarındaki olağan davranış repertuarının içine girer ve zamanının büyük bir bölümünü kaplamaya başlar. Bu repertuar daralmasında kişinin belli bir ürün (rakı, bira, şarap vs.) veya markaya devamlı olarak yönelmesi de karşılaşılan bir durumdur.
2. Kişinin İçki Arama Davranışının Yoğunluğu
Kişinin günlük rutin davranışları arasında alkolü elde etme ve kullanma amacı önem kazanır. Kişi var olan rol, ödev ve sorumluluklarını ikinci veya üçüncü plâna atmaya başlar. Eşi ve çocuklarıyla, hatta çevresiyle olan ilişkileri ve iletişimi giderek artan bir şekilde sekteye uğrar. Normalde geleneksel ahlâki sınırlara sahip kişi, alkole sahip olabilmek için yalvarmaya, ödünç para almaya ve hatta çalmaya uzanan davranış bozuklukları gösterebilir. Artık kişideki haz (doyum) etkisini yaratan, şiddetli alkole ulaşma dürtüsüdür.
3. Kişide İçmeye Bağlı Olarak Toleransın Artması
Alkol, merkezi sinir sistemi (İng: “central nervous system” veya kısaca “CSS”) üzerine etkidiğinde, vücudun maruz kalınan alkol miktarına bağlı olarak homeostatik bir tepkiyle duyarlılığını azaltmasıdır. Tekrarlayan dozlarda alkol tüketimine devam eden kişi, oluşmasını beklediği keyif, gevşeme, sarhoşluk gibi etkilerin bir sonraki seferde de ortaya çıkabilmesi için, daha yüksek miktarda alkol tüketimine gereksinim duyar. Klinik açıdan yaklaşılırsa, bağımlı kişinin doz-yanıt eğrisinde alkole karşı artan bir dayanıklılık meydana gelir. Tolerans oluşturmuş kişi çok yüksek miktarda alkollüyken bile işini yapabilirken, bu miktar bağımlı olmayan normal bir kişide ölümcül sonuçlara yol açabilmektedir. Özetle; tolerans oluşumuyla her defasında daha ve daha fazla miktarda alkol tüketimi söz konusudur.
4. Kişide Tekrarlayan Kesilme Belirtileri
Alkolün yokluğunda, tüketilen miktarının azaltılmasıyla veya tamamen bırakılmasıyla kişide rahatsızlık veren yoksunluk belirtileri görülür. Hayvan deneyleri ile gerçekleştirilen çalışmalarda da alkol yoksunluk sendromunun gerçekliği teyit edilmiştir. Anksiyete, huzursuzluk, uykusuzluk, baş ağrısı, tremor (titreme), terleme, bulantı, kusma, tinnitus (kulak çınlaması), hiperakuzi (ses ve gürültüye karşı aşırı duyarlılık), deliryum tremens (akut beyin yetmezliği/ensefalopatisi) gibi geniş spektrumda baş gösteren belirtiler başlarda hafif, aralıklarla veya küçük yeti yitimleriyle deneyimlenebilir. Oluşan çoklu semptomlar içerisinden; tremor, terleme, bulantı ve duygu durum bozuklukları 4 anahtar semptom olarak görülmektedir. Tipik olarak sabahları kişinin uyanmasıyla veya direkt kişinin uyanmasına sebep olarak ortaya çıkan bu çoklu semptomlar, gün içinde devam eden aralıklarla da görülebilir. Yukarıda da bahsi geçen her klinik belirti/görüngü gibi kesilme belirtileri de taşıdığı psikolojik ve fizyolojik özellikleriyle biyolojik temellidir.
5. Kişinin Kesilme Belirtilerini İçerek Önlemesi/İyileştirmesi
Kişi, kendinde beliren bu kesilme belirtilerini yatıştırmanın veya denetleyebilmenin tek yolunun tekrar alkol almak olduğunun farkına varır. Örneğin kişi güne içme isteğiyle başlayabilir. Ayarlanmış, tekrarlayan alkol alımları ve dakik bir zamanlamayla kişi kan alkol düzeyindeki düşüşü engellemektedir.
6. Kişinin İçme Davranışının Dürtü Halini Alması/Aşerme ve Öznel Farkındalık
Kişi dürtü halini almış içme davranışının farkında ancak kendinde algıladığı aşerme düzeyindeki içme sorununu “kontrol kaybı” gibi akılcı sebeplerle tariflemektedir. Bu dönemde alkolle yoğun bir beyinsel birliktelik yaşayan kişi, aşermenin yol açtığı anksiyeteyi yenemez ve hızla alkol elde etmeye ve kontrolsüz içki tüketimine yönelir.
7. Kişinin İçmeyi Bıraktıktan Sonra Yeniden İçmesi Halinde Bağımlılığın Yeniden Kurulması
Kişi kendi isteğiyle ya da ayaktan/yatarak detoks gibi tıbbi müdahaleler ile alkol kullanımından vazgeçebilir. Böylece bir perhiz dönemi (abstinens periyodu) başlar ve 10 gün gibi kısa bir sürede kesilme belirtilerinin ve toleransın önü alınabilir. Kişi abstinens dönemi geçirse bile, az ve kontrollü içeceğine kanaat getirerek, kuru kalma evresinden, yeniden alkol kullanmaya geçiş yaparsa hemen hemen üç haftalık bir süre içerisinde bağımlılık kendini tekrar eder. Yeni bir bağımlılığın kurulması değil, bırakıldığı yerden bağımlılığın hafıza tazelemesi söz konusudur. Hücrelerdeki öğrenilmiş bilgi güncellenmektedir. Çünkü yeni bir içme davranışının geliştirilebilmesi için en az 6 aylık bir sürenin geçmesi gerekmektedir.
Bu Belirtilere Dikkat Etmekte Yarar Var
Bağımlılığın tanımlanmasında bu görüngülerin/klinik belirtilerin eşdeğere sahip belirtiler olduğu söylenemeyeceği gibi; ayrı ayrı önem ve etkiye sahip oldukları su götürmez bir gerçektir. Aynı zamanda sendromun, süreç içinde bireysel ve kültürel etmenlerle farklı görünümlere sahip olacağı da göz önünde bulundurularak, her bireyin kendi klinik tablosu içerisinde özgül olarak değerlendirilmesi elzemdir.
Sendrom tanısı konulabilmesi için 7 görüngünün aynı anda tanımlanmasından ziyade en az 3 tanesinin varlığının arandığı unutulmamalıdır. Tanı koyma esnasında her bağımlı bireyin kendi klinik tablosu içerisinde özgül olarak değerlendirilmesi rasyonel bir yaklaşım olacaktır. Alkol bağımlılığını karikatürize eden; burnu ve gözleri kızarık, kiloca zayıf, elinde tremor ve sigara yanıkları olan her insanın alkol bağımlısı olduğuna yönelik bir genelleme hatalıdır (benzer şekilde, her alkol bağımlısında bu tür bir tablonun oluşmak zorunda olmadığı da hatırlanmalıdır). Her alkol bağımlısı kişi aynı fiziksel belirtilere sahip olmadığı gibi, her kişinin bağımlılık öyküsü de farklıdır.
